ALLAHUMME SALLI ALA MUHAMMED VE ALI MUHAMMED VE ACCIL FERACEHUM

ALLAHUMME SALLI ALA MUHAMMED VE ALI MUHAMMED VE ACCIL FERACEHUM

Image


    İSLAM KARDEŞLİĞİNİN ANLAŞILMASI

    Paylaş
    avatar
    Hasbıyellah
    Admin

    aktiftir :
    0 / 150 / 15

    Mesaj Sayısı : 11
    Points : 0
    Reputation : 0
    Kayıt tarihi : 01/08/07

    Ehlibeyt a.s İSLAM KARDEŞLİĞİNİN ANLAŞILMASI

    Mesaj tarafından Hasbıyellah Bir Paz Ekim 14, 2007 12:28 pm

    İslam dini, zuhur ettiği çağdan itibaren hep Müslümanların kardeşliğinden dem vurmuştur. İslam tarihini yeterince incelediğimizde bunu kolaylıkla müşahede edebiliriz. Misal olarak peygamberimiz hicretten sonra Medine-i Münevvere’de, Ensar ile Muhacirleri kardeş ilan etmiştir. Çünkü böyle bir şeye İslam’ın elzem derecede ihtiyacı vardı. İslam ancak uhuvvet şuuruyla gelişip yayılabilirdi. Peygamberimizin vefatına müteakip ciddi olmamak kaydıyla bu şuurda bazı zedelenmeler meydana gelmeye başladı. Hz. Osman’la birlikte ayrılıklar ciddi bir önem arz etti. Hz Ali ve onun ardından gelen Kerbela vakasıyla İslam toplumunda derin ayrılıklar baş gösterdi. O asırlardan günümüze gelinceye kadar İslam toplumlarında kardeşlik bağları her daim yavaş yavaş gevşedi.

    Yukarıda kısaca bahsettiğimiz İslam tarihinden asıl mevzuumuz olan çağdaş İslam toplumlarında kardeşliğin önemi ve gerektirdikleri üzerinde durmaya çalışacağız.
    İslam dünyasında çeşitli sebeplerle Müslümanlar arasında birlik, uhuvvet ve vahdet bilinci gevşemeye yüz tuttu. Özellikle Batı’nın İslam ülkelerinde casusları ve yerli uşakları vasıtasıyla ektiği nifak tohumları olgunlaşıp meyvelerini vermeye başladı. Mezhep, fırka ve fikirler farklılıklarını birer ayrılık vesilesi addederek Müslümanları bölüp parçaladılar. Bu fitne tohumlarını önlemede ne yazık ki İslam âlimleri pek başarılı olamadılar. Bu boşluğumuzdan en iyi şekilde faydalandılar dinimizi yıkmaya çalışanlar.

    Peki, nedir bu ayrılıkların sebebi? Hepimiz aynı dine, benzer hayat anlayışına sahip olduğumuz halde neden İslam’ın gerektirdiği şekilde birleşemiyoruz. Bizim diğer Müslümanlarla olan temel ve öz yapımız aynı sadece bazı teferruat konularında farklılıklarımız bulunmaktadır. Bu farklılıkları güzümüzde büyütüp ayrılık sebebi saymak ancak İslam’a zarar verir.
    Aynı hayat anlayışına sahip olan gruplar veya topluluklarda bile kendi arasında bölünmeler olmaktadır. Türkiye’de bilindiği üzere İslam’a hizmet ettiğini söyleyen onlarca hatta yüzlerce cemaat ve topluluk bulunmaktadır. Hepsinin gayesi hakka hizmet etmek olduğu halde birbirleriyle vahdet içerisinde bütünleşemiyorlar.. Ben bu ayrılma ve alt kollara bölünmeyi tesadüf olarak görmüyorum. Çeşitli şer odaklarının bu konularda etkisi olduğu su götürmez bir gerçekliktir. Bunun gibi aynı kaynaktan beslenen fakat ayrı kollara bölünen birçok grup bulunmaktadır.
    Bugün için yapılması gereken en önemli eylem, İslam âlemindeki tefrikalara son verip uhuvvetçe bir yaşama adım atmaktır. Buna İslam’ın ve biz Müslümanların elzem derecede ihtiyacı olduğu hepimizin malumudur.
    Kuran’ın birçok ayetinde kardeşliğin önemi ve birlik ifade edilmiştir:

    “Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz, Allah'ın size bağışladığı nimeti hatırlayınız. Hani bir zamanlar düşman olduğunuz halde O, kalplerinizi uzlaştırdı da O'nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Hani siz bir ateş kuyusunun tam kenarındayken O sizi oraya düşmekten kurtardı. Allah size ayetlerini işte böyle açık anlatır ki, doğru yolu bulasınız.”(Al-i İmran 103)
    Allah'ın ipine sarılmaktan kaynaklanan bu kardeşlik, yüce Allah'ın ilk Müslüman cemaate bahşettiği bir nimettir. Yüce Allah, bu ihsanını sevdiği kullarına bahşetmiştir. İşte burada yüce Allah onlara bu nimetini hatırlatarak cahiliye döneminde nasıl "düşman" olduklarını hatırlatıyor. Çünkü Medine'de Evs ve Hazreç'ten bir tek düşman bile kalmamıştı. Bunlar Medine'de yaşayan iki Arap kabilesiydi. Aralarındaki düşmanlığı teşvik edip bu iki kabilenin bağını koparmak isteyen ve düşmanlık ateşini körükleyen Yahudiler de onlara komşuluk ediyordu. Bu yüzden Yahudiler, hiçbir zaman yapamadıkları ve hep onunla yaşadıkları özelliklerine uygun bir ortam bulmuşlardı. Ancak İslâm'dan başka hiçbir gücün ve toptan sarıldıkları ve O'nun nimeti sayesinde kardeş oldukları Allah'ın ipinden başkasının bir araya getiremeyeceği, bu kalpleri bir araya getirmek suretiyle yüce Allah, bu iki kabilesinin kalplerinin arasını uzlaştırmıştır.

    Başka bir ayet-i kerime de ise;

    “Muhakkak müminler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki size rahmet edilsin.( Hucurat 10)”
    Bu kardeşliğin gereği olarak Müslüman toplumda asıl olan kural sevginin, barışın, yardımlaşmanın ve birliğin olması anlaşmazlık ve çatışmanın ortaya çıkar çıkmaz asıl kurala döndürülmesi gereken istisnai bir durum olmasıdır. Ve yine Müslüman toplumda aslolan, yukarıdaki temel kuralın topluma yerleştirilmesi uğruna öteki müminlerin haddi aşan kardeşlerini aynı safa döndürmek için ve sapıklığı asıl ve temel kurala döndürerek ortadan kaldırmak için, kardeşleri olan haddi aşanlara karşı savaşmalarının meşru olmasıdır. Bu da kesin ve aynı zamanda da kararlı bir işlemdir.

    Bu durum üzerinde her Müslüman şahsiyetin sorumluluğu vardır. İslam milletinin tağutlara ve zulüm güçlerine karşı koyabilmesi için bir araya gelip birleşme zorunludur. İslam üzerinde karanlık masalarda planlanan oyunları bozabilmek için ve İslam’ı yeniden cihana hâkim kılmak için bu şuura sahip olmalıyız. Bizi birbirimize bağlayan İslam dışı bağları arka plana iterek ön plana din ve inanç bağını almalıyız. Bizim İslam milleti olarak mihenk taşımız bu olmalıdır. Herkesin de tasdik edeceği gibi birlikten kuvvet doğar ve gücümüz bir araya toplandığında artar. Bir müminin başka bir mümin kardeşiyle bir araya gelmesi neticesinde iki kişi değil aslında on bir (1+1=11) kişi olmaktadırlar.


    Bu ümmete mensup bir Müslüman olarak çağımızdaki en önemli meselenin kardeşlik şuuruna erebilmek olduğunu anlamalıyız. Bir insan ne kadar bilgili ve âlim olursa olsun tek başına yapacakları sınırlıdır. Ama diğer mümin kardeşleriyle bir araya gelip vahdet bilinciyle İslam’a hizmet etse yapılacak şeyleri çok daha fazla olur. Hiç kimse Müslüman kardeşini fikirlerinden dolayı tekfir edip dışlamamalıdır. Bazı farklı yorumlamaların olması gayet doğaldır. İslam öyle muazzam bir dindir ki tek fikirliliğe, monoton şekilde düşünmeye yer vermez. Sürekli bir akış halinde fikirlerle zenginleşir. Önemli olan bu farklı fikirlerle bir araya gelerek vasat noktalar, üzerinde anlaşabilmektir. Bundan kaçınan her müminin ahirette bundan sorguya çekileceği unutulmamalıdır. Ancak farklı fikirleri doğal karşılamamız gerektiği konusundan İslam’ı başka yöne saptıranları da anlayışla karşılamamız gerektiği anlaşılmasın. Eğer birisi İslam ağacının dallarını birer birer kesiyorsa biz buna müsamaha gösteremeyiz. Bunu önlemek için de elimizden geleni yapmalıyız.

    Biz bir mümin olarak dünyanın farklı bölgelerindeki Müslüman kardeşlerimizi hiç unutmayıp hep yanlarında olmalıyız. Bu, İslam’ın üzerimize yüklediği büyük bir sorumluluktur. Bir hadis-i şerif’te:
    “Sizden hiçbiriniz Müslüman kardeşini sevmedikçe gerçekten iman etmiş sayılmaz, (kâmil bir mümin olamaz).”(Buhari, Müslim)”
    Demek ki mümin, mümin kardeşini sevecek. Tüm mümin kardeşlerimizin derdini kendimize dert edinip tüm gücümüzle onlara yardım elini uzatmalıyız.

    “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” gibi yanlış bir mantıkla hareket edem bireyler, bu anlayışın İslam’da yeri olmadığını açıkça bilmelidirler. Yılan bugün için sana dokunmuyor olabilir ama bu durum, yılanın ilerde de sana dokunmayacağını garanti edemez. Hem sana dokunmasa bile kardeşine dokunması onu engellemek için yeterli sebep değil mi? Peygamberimiz Hz. Muhammed(SAV) hadislerinde bunu hep dile getirmiştir. Bu hastalığı artık vücudumuzdan söküp atmanın vakti geldi hatta geçiyor bile.

    Evet, Kuran’da ve hadislerde bu kadar açık bir şekilde belirtildiği halde biz neden birbirimize sarılıp kucaklaşmıyoruz? Kuran’da ve sünnette açıkça belirtilmeyen birtakım hususlara olan bazı kişilerin hassasiyeti bu duruma da olmalıdır. Çünkü çağımız İslam toplumlarının hastalıklarının başında Müslümanlar arası ihtilaflar gelmektedir. Müslümanların sıkıntısı sayı azlığı değildir, bizi asıl müşkül duruma sokan şey kardeşler arasındaki ihtilaftır. İhtilafları bir kenara bırakıp birlik olabilsek öyle muazzam bir güç ortaya çıkar ki tarif edilemez.

    Çağımız samimi Müslümanlarının büyük bir kısmı hatta hepsi Müslümanlar arası birlik ve bütünlüğü istemektedir. Ancak gerçek niyetleri İslam olmayanlar müstesnadır. Bu kadar çok istendiği halde neden hala bir şeyler eksik? İslami cemaat, grup olduğunu iddia eden bazı kişi ve kurumlar Hıristiyan ve Yahudilerle diyalog çalışmaları adı altında birleşmek istemektedirler. Bunun herhangi bir şer’i delili bulunmamakla beraber İslam’ı zedeleyen bir çalışma olduğu gün gibi ortadadır. Dinler arası diyalog masallarıyla genç nesli derin bir uykuyla uyutanlar acaba aynı hoşgörüyü Müslüman kardeşlerine de gösterebiliyorlar mı? Kendileri gibi düşünmeyen kişi, grup, hizip veya mezhepleri her fırsatta yanlış ve batıl gibi sözlerle yok saymaktadırlar. Irakta her gün katledilen, kıyımdan geçirilen kardeşlerimize gözyaşı dökmeyenler, ölen ABD askerleri için gözyaşı dökebiliyorlar. Yapılan eylemlerinden dolayı böyle kişilerin İslam’ı ne kadar içine sindirdiklerini sorgulamak gerekir. Bu kişilere filan grupla veya mezhepteki kişilerle bir araya gelin ve Haçlı ordularının amansız taarruzuna karşı koyun denilse bu fikre şiddetle karşı çıkarlar. Çünkü bu batıl dinlerin mensuplarına amentüde ittifakımız var diyerek onları dost ve kardeş olarak görmektedirler.

    Böyle kişilerin yaptığı eylemler yanında Allaha hakkıyla iman eden müminlerin yapması gerekenler bunlardan çok başkadır. Onlar ki kardeşlerini bırakıp da batıl dinlerin mensuplarını hak kabul etmezler. Onlarla diyalog masalarına oturup İslam’ın özünden taviz vermezler. Müminler kardeştir, bizler kardeşiz diye haykırarak birbirlerine sımsıkı sarılırlar
    Farklı İslam ülkelerindeki Müslümanlar arasında da bu eksiklik kendisini hissettirmektedir. Sadece pasif birkaç kuruluşun dışında etkin çalışmalar yapan bir kurum ne yazık ki bulunmamaktadır. Her topluluğun, milletin önde gelen âlimleri şuralar oluşturup ortak kararlar almalıdırlar. Avrupa Birliği gibi yapay birliktelikler yerine İslam Birliği yolunda çalışmalar yapılmalıdır. İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerle bizim ne gibi ortak bağlarımız var ki onlarla birleşelim. Farklı kültür, farklı inanç, farklı sosyal yapılarımız bulunmaktadır. İslam ülkeleriyle de durumumuz böyle mi sizce? Onlarla ortak bir medeniyet kurduk ve buna İslam Medeniyeti adını verdik. Bu medeniyette her milletin de katkısı oldukça fazladır. Hem kültürel yönden hem de dini yönden bir elmanın iki yarısı gibi olduk. Neden İranla, Irakla veya Mısırla diyaloglar yapmayalım? Kim veya kimler bu birlikteliği engelliyor? Yine aklımıza hemen emperyalist güçler geliyor. Çünkü onlar biliyorlar ki Müslümanlar yekvücut olup yükselirse kendi sömürü düzenleri de buna paralel olarak bitecektir.

    Biz bir ümmetiz
    Hepimiz kardeşiz
    Kuran’ın yolunda
    Allahın eriyiz

    Her zaman için ümmet olduğumuzu hatırımızdan çıkarmayıp eylem ve davranışlarımızı ona göre düzenlemeliyiz. Şuna inanıyorum ki bu ifade ettiğim mevzuular bir Müslüman kişi için acı vericidir. Her Müslüman aslında bu duruma son vermek istiyordur. Fakat bu istek temennide kalıyor genellikle, fiili olarak gerçekleşmesi için yeterli çaba gösterilmiyor. Bu durumu biraz daha önemsersek biiznillah İslam kardeşliğini gerçekleştireceğiz. Kâfirler istemese de biz bunu yapacağız.

    Vesselam










      Forum Saati Cuma Kas. 24, 2017 9:01 pm